Ailelerin en çok korktuğu 5 durum ve çözümü

Son zamanlarda 2.400’den fazla Bebek Bakım Merkezi’nde ebeveynlere anket uyguladık ve onları uykularından uyandıranşeyleri anlamaya çalıştık. Endişeler, çocukların geleceklerinden güvenliklerine ve uzun dönemli sağlık durumlarına kadar birçok şeyi kapsıyor.
Anket sonuçları karşımıza şu soruyu çıkardı: Çocuklarımız gerçekten tehlikede mi yoksa bu endişeler anne-baba olmanın DNA’sından mı kaynaklanıyor?
Genel olarak, ebeveynler ve çocuk sahibi olmayan yetişkin bireyler benzer bir şekilde kontrol edemedikleri şeylerden korkarlar. Anne-babalar, medyanın dikkatini çeken ve haftanın melodrama görüntülerini oluşturan sansasyonel ve korku verici tehlikelerden de özellikle endişe duyarlar.
Bir acil servis doktoru, “arabayla ya da suyla ilgili kazalar çocuklar için kaçırılma olayına göre daha fazla tehlike oluşturmasına rağmen, ailelerin, çocukların emniyet kemeri olmayan bir arabada yolculuk etmesinden ya da hiçbir güvenlik önlemi olmadan bir yüzme havuzunun yanında oynamasından daha çok çocuklarının bir yabancı tarafından kaçırılmasından endişe etmeleri genel geçer bir durumdur” diyor.
Ne yazık ki, televizyonda gördüklerimizin çoğu aileleri eğitmekten çok reyting elde etme üzerine tasarlanıyor. Bilgiye ulaşma oranımız, eğlenceye ulaşma oranımızla kıyas bile edilemez.
Korkularınızın gerçeklerin önüne nasıl geçtiğini anlamak ve çocuğunuzu güven altına almada neler yapabileceğinizi öğrenmek için bir uzmanlar heyetine başvurduk.
1. Büyük Beklentiler
Korkulan Durum: Çocuğumun, potansiyeline ulaşmak için ihtiyaç duyduğu eğitimi ve fırsatları elde edememesinden korkuyorum.
Bu, araştırmamızdaki en korkulan durum olarak göze çarpıyor. Araştırmayı çocukları oldukça küçük olan aileler üzerinde yaptığımızı düşününce bu sonucun çıkması bizi şaşırttı. Yinede, bu durum “Anne-Baba Olmak” kitabını yazmak için son birkaç yılını devasa bebek ürünleri piyasasını araştırmakla geçiren yazar Pamela Soul′u pek de şaşırtmamış.
Soul, kitabında anne-baba olma endişesinin bebek ürünleri üzerine olan bu karlı sektörü nasıl işlettiğinden bahsediyor. Pazarlamacılar, bebekler henüz kundakta bezlenerek bakılma evresinden çıkmamışken, “eğitimsel” oyuncakların ve ürünlerin ve erken okuma programlarının çocuğunuzu başarıya götürmede bir adım ileriye taşıyacağını iddia ederek korkuları daha da körüklüyor.
Soul, anne-baba olmanın getirdiği bu endişenin korkutucu olan ekonomi dünyasına karşı normal bir tepki olduğuna inanıyor. “Ebeveynlerin korkularının altında yatan şey büyük ölçüde ekonomik güvensizliktir. Aileler, çocukların rahat bir hayat süremeyecekleri konusunda endişe ederler, çünkü kendileri de birçok zorlukla yüzleşmişlerdir. Günümüzde birçok aile geçinebilmek için mücadele ediyor ve çocukları için farklı bir gelecek arzuluyorlar.”
Gerçeklik Payı: Ekonomik belirsizliğin son derece fazla olduğu bir zamanda yaşadığımıza şüphe yok. Maaşlar sabit kalırken ve iş olanakları daralan meslek sayıları giderek artarken, işsizlik ve yaşam maliyeti de sürekli olarak artıyor. Ailelerin çocukları için endişelenmeleri ve gün geçtikçe daha çok mücadele gerektiren bir dünyada nasıl ayakta kalacaklarını düşünmeleri oldukça anlaşılır bir durum haline geliyor. Ama bu panikleyerek çocuğunuzu dünyaya getirdiğiniz günden itibaren zorlu yaşam için hazırlayacağınız anlamına gelmiyor.
Ne yapabilirsiniz: Uzmanlar, piyasaya çıkan her eğitimsel oyuncağı almanın ya da çocuğunuzun her gününü zenginleştirme aktiviteleriyle doldurmanın gerekli olmadığını söylüyor. Çocuğunuzun potansiyeline ulaşmasında yardım etme konusuna gelince, az ama öz olanın daha faydalı olduğu anlaşılıyor.
Soul, çocuğunuz için yapabileceğiniz en iyi şeyin daha az malzeme satın almak olduğunu söylüyor. “Bir çocuk yılda ortalama 70 yeni oyuncak alıyor. Ama aslında daha yaratıcı olan çocukların daha az oyuncağa sahip olduğu görülüyor. Daha az sayıda basit ve temel oyuncaklara sahip olmak çocukların hayal gücünün ve becerikliliklerinin gelişmesine yardım ediyor.”
Korku Olmadan Anne-Babalık kitabının yazarı olan psikolog Paul Donahue, benzer bir bakış açısı sunuyor. “Aileler, çocukları için bu sayacaklarımın hepsini yapmaları gerektiğini düşünür: çocukları hareketlendirmek, sürekli memnun etmek, onları hayal kırıklığı yaşamak zorunda bırakmamak için her şeyi yapmak. Bunları yapmazlarsa, çocuklarının bir şekilde geri kalacağından endişe duyarlar.”
Donahue, aslında bunun tam tersinin doğru olduğunu savunuyor: Ailelerin sürekli kol kanat germesi çocukların özgürlük, beceriklilik, hayal gücü ve okulda ve hayatta başarılı olmaları için gereken tüm temel hayat becerilerini geliştirmelerini zorlaştırır.
Steven D. Levitt ve Stephen J.Dubner “Freakonomics” adlı kitaplarında bu konuyu ele alıyorlar ve ailelerin, çocuklarının başarısını garantiye almak için daha iyi çevresi olan bir eve taşınmak ya da klasik müzik dinletmek gibi yaptığı birçok şeyin çok az etki yaptığı sonucunu çıkarıyorlar.
2. Yabancı Tehlikesi
Korkulan Durum: Birilerinin çocuğuma saldırmasından ya da zarar vermesinden korkuyorum.
Bunun korkulan durumların en başında gelmesi şaşırtıcı değil. Çocuğunuzu korumak istemeniz anne-baba olmanın getirdiği en temel içgüdülerden biridir. Çocuğunuzun birilerinin saldırısına uğrayarak zarar görmesini düşünmenizden daha kötü olan çok az şey vardır. Korkularımız, çocuklar üzerine olan gerçek saldırıların medyada fazlaca yer bulmasıyla ve haberlerin bu tür olayları daha fazla artırabileceği endişesiyle daha da artar.
Gerçeklik Payı: Uzmanların yaptığı açıklamada, ailelerin endişelenmeleri için haklı nedenlerin bulunduğu belirtiliyor. Bir kurumun 2005’te yaptığı bir araştırmada, araştırmacılar 2 ila 17 yaşları arasındaki çocukları temsil eden numunelerde, her sekizinden birinin şiddete ve her onikisinden birinin de cinsel istismara maruz kaldığını ortaya çıkardı.
Ama kurum tarafından yürütülen araştırmada bazı sevindirici olaylar da yer alıyor: Şiddete maruz kalan çocukların sayısı ülke çapında azalıyor. Örneğin, çocukların fiziksel şiddete maruz kalması durumu 1992 ve 2006 yılları arasında yüzde 48’e ve cinsel istismar olayı da yüzde 53’e düştü. 13-19 yaşları arasındaki genç kızlara olan tecavüz vakaları ise yüzde 52’ye düştü.
Sosyolog David Finkelhor’a göre, suç oranlarındaki bu düşüşün asıl sebepleri tam olarak belirli değildir ama 10 yıllık bir ekonomik zenginlik süreci, hukuki yaptırım, ailelerin eğitilmesi ve şiddet karşıtı çabalar gibi birçok etken suç oranın azalmasında rol oynamış olabilir.
Finkelhor, depresyon ve çocukluk problemlerine karşı geliştirilen yeni ilaç tedavilerinin de bu konu üzerinde büyük bir etkisinin olduğunu düşünüyor: “Zihinsel sağlık ve diğer aile problemleri için yeni tedavilerin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması toplumumuzda büyük değişmelere neden oldu ve çocuklarımıza karşı olan davranış biçimi üzerinde de etkisi olduğundan eminim.”
Siz Ne Yapabilirsiniz: Finkelhor’a göre, çocuğunuzu güven altına almak basit bir şekilde karşınıza çıkanları yapmak anlamına geliyor: Çocuğunuza mümkün oldukça göz kulak olun. “Yakın ve güçlü bir ilişki kurun ve iletişim kanallarını açık tutun ki çocuğunuz herhangi bir şey olduğunda direkt olarak size anlatsın.”
Fiziksel istismara uğrayan 8 yaş altındaki çocukların faillerinin yabancılardan ziyade aile üyeleri ya da yakın aile dostları olabileceği unutulmamalıdır. Çocukları korumanın en iyi yolu, kurban olmalarını önlemek için ihtiyaç duyacakları araçları kullanmalarına yardım etmektir.
Çocuğunuzu, yaşına uygun bir ifadeyle vücudu ve uygun ve uygunsuz olan iletişim hakkında bilgilendirin ve risk altında olduğunu hissederse sizden ya da diğer yetişkinlerden yardım istemesi konusunda onu cesaretlendirin. Çocuğunuzu cinsel istismardan korumak için daha fazla okuyun.
3. Kazalar ve Yaralanmalar
Korkulan Durum: Çocuğumun araba kazası gibi olaylarda yaralanmasından korkuyorum.
Gerçeklik Payı: Bu ailelerin endişe duyduğu göz ardı edilemeyecek bir korkudur: Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezlerine göre, Birleşik Devletler’de çocuk ölümlerine neden olan başlıca neden motorlu araç kazalarıdır. 2005 yılında, yaşları 14 ve 14’ten daha küçük olan 1.451 çocuk araba kazalarında hayatını kaybetti ve yaklaşık olarak 203 bin çocuk da yaralandı.
Biraz da olsa sevindirici olan şey ise bunun engellemek için çaba harcayabileceğiniz bir korku olmasıdır. Ulusak Karayolları Trafik Güvenliği Komisyonu, 2005’teki araba kazalarında ölen çocukların yarısının emniyet kemeri takılarak koruma altına alınmadığını ve araba kazalarından ölümcül bir şekilde yaralanan çocukların üçte ikisinden daha fazlasının alkollü araç kullanan sürücülerle birlikte olduğunu ortaya koydu.
Peki siz ne yapabilirsiniz: New Jersey, Camden’deki Lady of Lourdes Hastanesi’nde acil servis şefi olan Alfred Sacchetti ile birlikte birçok uzmana göre bu konuda yapabileceğiniz oldukça fazla şey var. Sacchetti, kazaların büyük bir çoğunluğunun önlenebileceğini söylüyor.
Araba koltukları, emniyet kemerleri, bisiklet kaskları ve çocuk parklarındaki sağduyulu önlemler: Sacchetti, bu basit güvenlik önlemlerinin büyük farklar yaratabileceğini söylüyor. “Arabalarda ne kadar fazla çocuğun emniyet kemeri olmadığını ya da bisiklet süren çocukların kask takmadığını gördüğümde çok şaşırmıştım.”
Sacchetti, kafa yaralanmalarına karşı alınacak önlemlerin özellikle önem taşıdığını vurguluyor:
“Genel olarak bakıldığında, günümüzde ilaçlar boyun ve yukarısı haricindeki çoğu yaralanmalarda çocukların hayatta kalmasına yardım edebiliyor ama ciddi kafa yaralanmalarının tedavisi oldukça karmaşıktır.”
Küçük yaşlardan itibaren bisiklet ve skuter sürerken ya da kaykaya binerken, çocukların aileleri tarafından kask takmaları konusunda uyarılmaları gerekiyor, böylece kask takma çocukların otomatik olarak öğreneceği bir alışkanlık haline geliyor.
Çocuğunuzun ve kendinizin doğru olarak emniyet kemeri taktığında emin olun ve tabi ki asla alkollüyken araç kullanmayın.
4. Fiziksel Şiddet
Korkulan Durum: Çocuğumun topluma uyum sağlayamamasından ya da şiddet görmesinden endişe duyuyorum.
Gerçeklik Payı: Bu da atlanmaması gereken başka bir endişedir, çünkü fiziksel şiddet okuldaki çocuklar arasında çok yaygındır. Çocuklar alay ettiğinde, birbirlerine isim taktığında ve diğer kaba davranışlarda bulunduğunda, fiziksel şiddet uzmanı Mine Fekkes, bu çocuklarının yaşlarının büyük olasılıkla 10 ile 14 arasında değişeceğini söylüyor. “Fiziksel şiddet olayları liselerde azalma eğilimi gösteriyor ama yine de çıkan olaylarda oldukça fazla şiddete maruz kalınıyor.”
Uzmanlar, fiziksel şiddetin her zaman ciddiye alınması gerektiğini belirtiyor, çünkü şiddete maruz kalma uzun dönemli öz saygı kaybı, düşük okul başarısı, depresyon ve intiharla bile doğrudan ilişkilidir. Son kayıtlar, fiziksel şiddetin daha geniş sonuçları olabileceğini de gösteriyor. Fiziksel şiddetin virüs gibi hareket ettiği ortaya çıkıyor: En ciddi fiziksel şiddete başvuran çocuklar genellikle şiddete maruz kalmış olanlardır. Araştırmalar, son yıllarda gerçekleşen silahlı okul baskını olaylarının üçte ikisinin şiddete maruz kalmış çocuklar tarafından gerçekleştirildiğini gösteriyor.
Bu üzücü olayların sonucu olarak, fiziksel şiddetin sonuçlarına ve yol açtığı hasara ilişkin bilinçliliğin kısmen arttığı görülüyor. Bazı okul yönetimleri, fiziksel şiddet karşıtı programları tanıtıyor. Bu programlar, okul çapında fiziksel şiddet karşıtı davranış biçimini anlatıyor, çocukları, öğretmenleri ve aileleri şiddet içeren davranışların nasıl belirleneceği ve önlem alınacağı konusunda bilinçlendiriyor.
Fekke’nin Pediyatrik Ergen Sağlık Bilimi Arşivlerinde son zamanlarda yayınlanan araştırması, fiziksel şiddet karşıtı programların şiddet oranını etkili bir şekilde azaltabileceğini ortaya koydu. Onun bulguları, bu tür programların düzenli olarak desteklenmesi gerektiğine işaret ediyor.
“Fiziksel şiddet karşıtı programlar, her yeni okul yılının başlangıcında yeniden tanıtılırsa, daha verimli bir biçimde işler. Uygulanacak plan açıklanmalı, kurallar belirtilmeli ve iyi bir gözetim ve denetim komisyonu kurulmalı.”
Sizin yapabilecekleriniz: Uzmanlar, evde şiddete maruz kalan çocukların diğerlerine şiddet uygulamada daha eğilimli olduklarını söylüyorlar, bu yüzden çocuğunuza hiçbir şekilde şiddetle yaklaşmayın ya da başkalarının bunu yapmasına izin vermeyin.
Fekkes, ailelerin ve öğretmenlerin geleceği güvence altına almak için birlikte hareket etmeleri ve çocukları diğer insanlara sataşamayacakları ya da isim takamayacakları küçük yaşlardan itibaren eğitmeleri konusunda uyarıyor. “Çocuğunuz, okulda şiddetle karşılaşırsa ya da gözlemlerse, öğretmenlerin ve idarecilerin bunu bilmesine izin verin. Eğer şiddet uygulayan çocuğunuzsa, duruma oldukça ciddi yaklaşın.” Şiddet karşıtı programların verilmesi sağlamak için çocuğunuzun okul yönetimiyle görüşün.
Çocuğunuzla diğerlerine nasıl davrandıkları ve şiddetle karşılaştıklarında ya da gözlemlediklerinde nasıl mücadele ettikleri konusunda düzenli olarak konuşun. Her yaştan çocuk grubuna uygun olan fiziksel şiddet üzerine yazılmış kitaplar mevcut. Şiddet karşıtı bir kurum bu kitaplar için kapsamlı bir liste oluşturdu.
Çocuğunuza kendisini koruması için ihtiyaç duyacağı dayanıklılık ve becerileri geliştirmesi konusunda da yardımcı olmalısınız. “Çocuğunuzla, şiddete tepki verme yolları üzerine konuşun” ve “böyle bir durumla karşılaşırsa nasıl bir davranış göstereceğini bile uygulayın” diyor Fekkes.
5. Kilo Sorunları
Endişelenilen Durum: Çocuğumun obezite ya da iştahsızlık gibi kilo problemleri yaşamasından korkuyorum.
Gerçeklik Payı: Hem obezite hem de ciddi kilo kaybı gelişmekte olan çocuklar için ciddi riskler taşır. Çocuklukta fazla kilolu olma durumu ve obezite oranları giderek artıyor: Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne göre, 6 ila 11 yaşları arasındaki aşırı kilolu çocukların sayısı son 20 yılda iki katına ve 13-19 yaşları arasındaki çocuklarda üç katına kadar çıktı. Olayın diğer yanında ise, 10 ila 20 yaşları arasındaki her 100 yüz kız çocuğundan birinde kilo kaybı sorunu var ve her 250’sinden birinde tek seferde aşırı yemek yeme sorunu bulunuyor.
Yapılabilecekler: Çocuğunuzu obezitenin tehlikelerine karşı koruyabilirsiniz. Ne çocuğunuzun doktoru, ne beden öğretmeni, ne okul beslenme programının yöneticisi, ne de çocuğunuzun kendisi bile ne yediği ve zamanını nasıl geçirdiği konusu üzerinde sizin kadar kontrol sahibi değildir.
Çocuğunuzun aşırı kilo almasını engellemek için sağlıklı bir beslenme ve aktif bir hayat tarzı sürdürmesine yardım edin ve kendiniz için de bunları uyguladığınızdan emin olun.
Çocuğunuzun için en iyi model sizsiniz. Ailenizi oturduğu yerden kaldırın, dışarı çıkartın ve hareket ettirin. Çocuğunuzun doğal enerjisinden yararlanın, yürüyüşe çıkın, etrafta topla oynayın, koşun.
Genel olarak, çocuğunuzun yiyeceklerle sağlıklı bir ilişki kurmasına yardım edin. Aile yemeklerini günlük bir alışkanlık haline getirin. Hem yemeğinizin hem de birbirinizin tadını çıkartın ve besleyici olan yiyeceklerden makul porsiyonlarda servis edin. Yağlı ve işlenmiş yiyeceklerle birlikte meyve suyu da dahil olmak üzere tatlıları sınırlandırın. Çocuğunuzun beslenmesine bol miktarda taze sebze ve meyve ekleyin.
California’da çocuk doktoru olan Laurel Schultz, ailelerin evde şekerlemeleri ve atıştırmalık yiyecekleri mümkün olduğu kadar az tutması gerektiğini söylüyor. Tamamen yasaklamak zorunda değilsiniz, ama çocuğunuz dışarıdayken bu tür yiyeceklerden yeterince yiyor. Bunları etrafta bulundurursanız, çocuklar için cazip hale gelir. Çocuğunuzun bir miktar yedikten sonra durmasını bekleyemezsiniz.
Çocuğunuzun yeme bozukluğu geliştirmesini önlemek için aile olarak yapabileceğiniz çok şey var. San Francisco’daki işinde yeme bozukluğu olan çocukları düzenli olarak tedavi eden Schultz, ailelerin kilo ya da kalori konusuna odaklanmak yerine çocuklarıyla beslenme ve iyi bir sağlık hakkında konuşmaları gerektiğini söylüyor.
“Bu konunun yalnızca çok şişman ya da çok zayıf olmaktan ibaret olmadığını çocuklarınıza anlatın. Önemli olan sağlıklı bir vücuda sahip olmaktır, yani iyi bir yiyecek seçimi ve düzenli olarak egzersiz yapmak esastır.”
Schultz′a göre, yeme bozukluğu olan birçok çocuk ergenlik çağında ve bu dönemin sonlarına doğru az ya da çok bunu uyguluyor. Çocuklar kritik olan yaşlara ulaştığında, aileler kilo almadaki değişiklikleri dikkatlice izlemeliler.
Çocuğunuzun davranışlarındaki değişiklikleri de gözlemlemeniz gerekir, diyor Schultz. İştahsız olan çocuklar bilinmezlerle dolu olmaya ve yalnız vakit geçirmeye başlarlar ve bol kıyafetler giyerek kilo kayıplarını gizlemeye çalışabilirler.
Schultz ve diğer uzmanlar, çocuğunuzda yeme bozukluğu olduğundan şüphelendiğinizde, ona hemen yardımcı olmanız gerektiğini önemli vurguluyor, çünkü erken müdahele iyileşme sürecini daha muhtemel bir hale getiriyor. “Çocuğunuzda iştahsızlık olduğunu hemen fark ederseniz, sorun ciddileşmeden üstesinden gelme şansınız oldukça fazladır.” Çocuğunuzun doktoruna başvurun ki o da muhtemelen sizi bir terapiste ya da beslenme uzmanına yönlendirecektir.
Sağlıklı bir beslenme alışkanlığı geliştirmek ve çocuğunuza daha sağlıklı ve daha uzun bir yaşam sağlamak için bilgi edinmeye devam edin.
Aynı günlerde doğum yapmış iki annenin karşılaşması uğursuzluk getirir. Karşılaşırlarsa kırkları karışır










