Benim Ne Eksiğim Var ki? Çocuğum Böyle Oldu...

Etiketler:
Benim Ne Eksiğim Var ki? Çocuğum Böyle Oldu...

Nedense, çocuğumuz olduğunda, en mükemmel canlıyı biz doğurduk sanıyoruz. Hiçbirimiz hasta bir çocuk doğurmayı kendimize yediremiyoruz. Kalıtımla geçen hastalıkların varlığında, mutlaka sonradan ol­muş bir sebep arayıp bulma gayreti gösteriyoruz. Bence bu bize, analarımız babalarımız tarafından öğ­retilmiyor. Bu davranışımızın altında neslin devamı ile ilgili içgüdüsel gerçekler olmalı diye düşünüyorum. En iyi nesle biz sahip olmalıyız gibi bir şey.

 

Hasta olmak nasıl suç değilse, hasta bir çocuk do­ğurmak da suç değil. Ben de hasta bir çocuk doğur­muş annelerden biri olabilirim pekâlâ. Buna engel olmam da elimde değil. Ayrıca, ben hasta çocuk doğu­ran ne ilk anneyim, ne de son anne olacağım. Gerçek bu ise, ben bu gerçeği kabul etmek zorundayım.

 

Ne yazık ki, çocuğumun hastalığını kabul etmiyor olmam o sıralarda elimde değildi. Başkalarının hasta çocukları olabilirdi de benim hasta çocuğum asla ola­mazdı. Ne garip bir duyguydu bu.

 

Eşimin, oğlumuzun epilepsili olduğu gerçeğini ka­bul etmesi, benim kabulümden de güç oldu.

 

Biz anne­ler çocuklarımızı koşulsuz kabul ederiz. Toplumun reddettiği suçları da işleseler, ne olurlarsa olsunlar, biz anneler onları hiçbir şart öne sürmeden bağrımıza basarız. Ancak, babalar için bu biraz farklı oluyor. Onların çocuk sevgilerinde kısmen de olsa koşul var gibi görünüyor. Eşim adeta epilepsili bir oğlu olduğu­nu kendine yediremiyordu. Ya da her ne ise bir başka sebepten epilepsili bir oğlu olduğu gerçeğini kabul et­mede eşim benden daha çok zorlandı.

 

Kayınvalideme göre doktorlar yanılıyorlardı. 'Aile­nizde saralı kimse var mı?' sorusu kayınpederimi hayli sinirlendirmişti. Onların soyunda herkes yaşı ke­male erince eceliyle ölmüştü. Oysa kayınpederim de, benim babam da babalarını Kurtuluş Savaşı'nda yitir­mişlerdi. Her ikisi de, değil dedeleri, amcaları, dayıla­rı hatta babaları hakkında bile en ufak bir sağlık bil­gisine sahip değillerdi. Nasıl oluyordu da soyları hak­kında bilgili olduklarını söyleyebiliyorlardı. Sonuç ola­rak, bu gerçeği kabul etmemiz sadece ben ve eşim için değil, yakın çevremiz için de oldukça zor oldu.

 

Şimdiki aklım olsa, bu zamanı kısaltmak için ne gerekiyorsa yapardım. Çünkü bu hem çocuğumun tedavisinin gecikmesine, hem de çeşitli merkezlere giderek maddi manevi yıpranmamıza neden oldu. Adeta 'Bu çocukta bir şey yok.'diyecek bir doktor ara­yışı içinde idik. Bu arada muskacılardan bile medet ummamı, şimdi hiç mi hiç kabul edemiyorum...

 

Bir doktora gittik. Tedaviye başlamadan önce bir süre bekleyelim,' dedi. Oh ne güzel beklenecek kadar iyi bir durumda idik. Nöbetler de ara ara gelmeye de­vam ediyordu.

 

Ablamın tavsiyesi üzerine başka bir doktora gittik. O da beklemeyi tercih etti.

 

O sırada bir arkadaşım bir doktoru çok methetti. Hadi ona da gidelim dedik. O doktor 'Mutlaka ve derhal tedaviye baş­lanmalı' dedi. Hiç de bile değil. Ne ilacı imiş. Kapı gibi iki tane doktor bekleyelim demişti.

 

Bir gece komalık olunca tekrar, bu sefer başka bir hastaneye gittik, ora­daki doktor 'bu çocukluk çağının iyi huylu bir epilepsi­si ama tedaviye başlayalım,' dedi. Oh ne güzel. Bakın işte hiç değilse iyi huylu kelimesini yakalamıştık. Artık gam yemezdik.

 

Tedaviye gönül rahatlığı ile başladık. Nöbetler tedaviye rağmen devam ediyordu, yine bir gece komalık olunca bu sefer apar topar bir başka hastaneye koşturduk. Gençten bir doktor bir çocuğa bir elimizdeki 'iyi huylu epilepsi' raporuna baktı. 'Bu epilepsi nasıl 'iyi huylu olur,' dedi.

 

Daha çocuk kendi­ne gelmeden apar topar başka hastaneye göçtük. İn­san hiç böyle abuk subuk konuşan gençten doktorla­rı görevde tutar mıydı? Bak işte yine moralimiz bozul­muştu.

 

Bir doktor arkadaşım bir doktoru çok ama çok methetti. Bu sefer ona gittik. Aaaa! Bu doktor bize ilk zamanlarda tedaviye 'mutlaka ve derhal başlanmalı' diyen doktordu. Şimdi artık oğlum onun tedavisi altın­da.

 

Hep iyi şeyler söyleyenin peşinde olmuştuk. Kötü söyleyeni de yerin dibine geçirmiştik. Ama ne olmuş­tu. Gerçekten kaçamamıştık.

 

Sanki doktorlar epilepsi kelimesini kullanmadan te­davi etseler daha iyi olacak. İnsan bu kelimeyi duy­mak istemiyor. Bunun anlamı nedir bilemiyorum. Sa­nıyorum böyle bir durumda insan iki duygu ile boğuşuyor.

 

Birincisi, çocuğunuzun acı çekiyor olması. Onun acıları, sıkıntıları durdurulsun istiyorsunuz. Doktorlar­dan ve tıptan beklentiniz bu oluyor. Onun için burada hastalığın adı sizce önemli değil. Önemli olan çocu­ğunuzun tedavi edilmesi.

 

İkincisi ise, hasta çocuk sahibi olmayı kendinize yedirememeniz. Neden Ahmet'in Mehmet'in çocuğu sağlam da sizinki hasta olsun? Sizin ne eksiğiniz var ki çocuğunuz böyle oldu? Gibi kıskançlık, isyankarlık, red gibi karmaşık duygularla boğuşmak durumunda kalıyor olmanız.

 

Bunlara bir de toplumun epilepsi kelimesi etrafına ördüğü bir senaryo var. Topluma göre epilepsili kişi cinlerin perilerin hışmına 'uğramıştır1. Onlara kız veril­mez, oğlan alınmaz. Onların sözüne güvenilmez, on­lardan uzak durulur. Kısacası toplum epilepsiyi sev­mez. Sevmediği bu hastalıktan uzak durur. İşte tüm bu duygular birleşir ve siz bu teşhisi duymak istemez­siniz.

 

Epilepsiyi tanıdıkça, toplumun bu yaklaşımının ar­dında da az önce bahsettiğim gerçeğin yattığını farkettim. Toplum da bizler gibi epilepsinin sorumluluğu­nu üstüne almak istemiyor. Bu nedenle epilepsiyi ta­nımaktan kaçıyor. Tanırsa mücadele etmesi gereke­cek. Fakat gerçeklerden kaçmak maalesef mümkün değil.

 

Günün Tarifi
Ayva Tatlısı
Pişirme süresi: 20 dk
Porsiyon: 6
Zorluk: Orta
tüm tarifler »

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Bu hurafelere inanmayın!
Gökyüzünde dolunay varsa o gece daha fazla doğum olur.
komik bebek izle